
Kayserispor maçı öncesi iki konu başlığı dikkat çekiciydi. İlki, Topuz mevzusu dolayısıyla Sarı-Kırmızılı ekibe karşı oluşan antipatinin, bu maçta kelimelere döküleceğine dairdi. İkincisi ise, Kayserispor’un kulüp tarihi boyunca Beşiktaş’ı İnönü’de yenememiş olmasıydı. O kadar çok altı çizildi ki bu istatistiğin, sonunda medyanın gizliden gizliye umduğu sonuç oluştu ve günlerce konuşulacak “Beşiktaş’ın Çöküşü” tartışmalarının arasında kullanacakları dolgu malzemesine de kavuşmuş oldular. İşin kelimelere dökülme kısmına bakarsak, yine her zamanki gibi, seyircinin kursağında kaldı. Adamlar transfer sezonunda üst düzey zıtlaşmayı körüklediler, Beşiktaş’ı ezeli rakibi karşısında iş bitiremez konumuna düşürdüler, ortamı olabildiğince kendi lehlerine çevirerek mevzudan doyasıya zevk aldılar; sonrada geldiler İnönü’den 3 puanı fazla zorlanmadan alıp evlerine döndüler. Bu nasıl bir kaderdir ki, Beşiktaş taraftarı buna benzer pek çok hüsran yaşamıştır, “bu da size kapak olsun” demeye hazırlanırken. Öte yandan taraftarın, Hurma aleyhine yaptığı küfürlü tezahürat yüzünden ceza alacağımızı düşünüyorum. Göz göre göre, sürekli gündeme getirilen bu konuda taraftarın akılcı bir tavır sergileyemediği ortada. Tabi buna gelene dek, hazırlık maçında Tabata’nın annesine dil uzatan bir taraftar profilinden yada Galatasaray maçında Ali Sami Yen ve Metin Oktay’a küfür etme cahilliğini sergilemekten kendini alı koyamayan holiganlık özentilerinden ne beklenir bilmiyorum. Zararı bu camia görüyor, zararı bu takım hissediyor ve hatta direkt olarak zararı bu taraftar çekiyor. Anlaşılamaz bir durum. Söz taraftardan açılmışken, şu tezahürat yapmakla takıma destek olmak kavramlarının yarattığı anlam karmaşasına da değineceğim: tribün, futbol kamuoyuna yada biraz daha abartarak dünyaya gösteriş yapmaya çabalarken, takıma hangi dakika hangi tezahüratla destek vermesi gerektiğini unutuyor. Oyuncuları ateşlemek, hakemi baskı altına almak yada rakip futbolcuları strese sokmak gibi yapılması beklenenlerden çok uzakta, desibelle uğraşan yada medyada konu olmaya hevesli bir görüntü içindeler. Top rakipteyken, Fenerbahçe ve Galatasaray’la ilgili tezahüratlar yapmak, hem de Manchester yada Kayserispor’la oynarken, ne kadar mantıklı seçimlerdir, anlayamıyorum. Tribün liderlerinin hem bu tezahürat seçimlerine, hem devam eden kavgalara ve hem de kötü gidişe duyarsız kalmamak için reaksiyon gösterme noktalarında doğru hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.
Geçen haftayı maç oynamadan rahat geçiren Kayserispor’un İstanbul’a motive bir şekilde geldiği belliydi. Sakaryaspor’dan beri Beşiktaş’a ters gelen ve inanılmaz derecede itici bulduğum (oyun stili ve kişilik yapısı gereği) Cangele ile Colin Kazım’ın hormonlu ve bıyıklı halini andıran Arıza Makukula’nın oluşturduğu hücum hattı, birkaç deneme sonrasında ikinci devre yakaladıkları bir kontrayla amacına ulaştı. Manchester maçında yenilen golde sorumluluğu en fazla olan oyuncu İbrahim Kaş’tı. Kayserispor maçında da yine aynısı oldu. Pozisyonda, gol vuruşundan 3-5 saniye önce arkasındaki Makakula’ya dönüp bakan Kaş, Furkan’ın pasında süzülen topu kesemediği gib, kendi kontrolü altında olması gereken Makukula’nın şut çekmesine de mani olamadı. Manchester maçı sonrası dile getirdiğim gibi: Rıdvan, Erhan ve Ekrem varken stoper olduğu dünya-alem tarafından kabul gören Kaş’tan sağ bek yaratma fikri akıl dışı bir varsayımdan ileriye gidemiyor, rakip forvetlerce cezalandırılan da Beşiktaş oluyor. Gördüğü sarı kart, hakemin önünde rakip oyuncuları itip kakması, amaçsız ve isabetsiz yaptığı ortaları, takım arkadaşlarını zor durumda bırakışları filan Kaş’ın kalitesini ve kullanıldığı pozisyon için ne kadar yanlış bir tercih olduğunun kanıtı. Tabi, bununla beraber, ideale yakın bir dizilimi 6. hafta yakalayan Denizli’nin, yine oyuncu tercihleri yüzünden olumlu hamlelerini skora yansıtamama beceriksizliği devam ediyor. 4 – 1 – 3 – 2’nin mevcut kadro yapısıyla oynanabilecek optimum şablon olduğunu düşünüyorum ancak, ofansif yada defansif kurgularda üretkenlikten uzak ve kısır futbola doğru sürüklenen oyunun renginin değişmesi kesinlikle oyuncu tercihlerine endeksli durumda. Manchester maçında 18’e alınmayan Bobo’nun Kayserispor karşısında 11’de maça başlaması, ulusal takımında sıklıkla oynayan Holosko üzerinde ısrarla durulmaması, Nobre’nin git gide eski formundan uzaklaşıyor olması, sağ ve sol beklerde “tavşan çıkarma” sendromuna yakalanılması, Tello’nun sırf “adaletli ücret” beklentilerinin giderilmemesine bağlı yaşadığı düşüş, Tabata’nın “ben nereye geldim” ürkekliğini üstünden atamadan kaynayan kazanlara atılma potansiyeli, Yusuf’tan olmadık anlarda olmadık yerlerde medet umulması v.b. durumlar cereyan eden kaosu mütemadiyen elektriklendiriyor. Mental açıdan yaşanan çöküşle eş zamalı olarak takım içinde yaşanan kopuşlarda, Beşiktaş’ın uzun yıllar sonra lige bu kadar kötü başlamasına neden olmakta. Rakip savunmadayken set hücumu nasıl yapılır, top rakipteyken nasıl pozisyon alınır, rakip kontra-atağı nasıl karşılanır, duran top organizasyonları nasıl değerlendirilir gibi futbolun pek çok evrensel kuralı unutulmuş, saha içinde tam anlamıyla bir keşmekeş izlenmekte.
Buna karşın, maçın 70. dakikasından sonra biraz biraz rakibinin üzerine giden Beşiktaş 2-3 tane net pozisyon buldu. Bunlardan herhangi birisi gol olsaydı acaba maç nasıl sonuçlanırdı bilinmez ama Beşiktaş’ın “kahreden bir futbol” ortaya koyduğu açık. Özellikle son 20 dakika, en azından dönen toplara hakim olmayı başarabilseydik, Kayserispor’u kendi ceza sahasına hapsederek amacımıza ulaşabilirdik. Sıkışan oyunda, göbekten ver-kaçlar yapmak yada kanatlara indirilen toplarla (ki ilk devrenin tamamında Souleymanou’yu çalıştırdık etkisiz ortalarla, ikinci devrede de rakip savunma oyuncularını) skor üretmeyi, geçen seneye göre çok hızlıca unutmuşuz. Açıkçası konu dönüp dolaşıp “oyuncu tercihleri” sorunsalına dönüşüyor. Burada çözümleyici Mustafa Denizli’dir, ancak O’da o kadar konsantrasyon dışına çıkmış durumda ki, yapabilecekleri sınırlı. Hal böyleyken, nasıl başlatılabildiğini anlayamadığım Kapalı Tribün Protestosu (!) her ne kadar yönetimi hedef alsada, bir miktarda Denizli’ye yönelmiş durumda. Fakat, bu saatten sonra yeni bir teknik direktör ne katkı sağlar, tartışılır; ama yeni başkanın pozitif katkılar sağlayacağı açık. Gaziantep’e başkan olması yönünde telkinler alan Demirören’in en büyük şansı da sanırım önümüzdeki hafta Beşiktaş’ın TSL’yi bay geçecek olması ve ŞL maçını deplasmada oynayacak olması. Belki de bu sefer Demirören, federasyondan küfür nedeniyle ceza alınması için kendisi talepte bulunabilir, sırf protestoya maruz kalmamak için.
Neyse, şaka bir yana, acınası bir hale doğru hızlıca yuvarlanıyoruz. Tribünler, gösterişi bırakıp bu saçmalığa bir yön verme gayretine girmeszse, bu kaosu başkanlık seçimine kadar yaşamaya mecbur kalacakmışız gibi görünüyor. Bunlara ek olarak, maçtan aklıma takılanlar arasında: Bünyamin Gezer’in Erman Toroğlu havalarına bürünmesi (asarım - keserim tarzı), Tolunay Kafkas’ın maçı tribünden seyretmesi sebebiyle oyunu daha net okuyabilme şansına sahip olması (zeminden ve tribünden maçı izleyen teknik direktörlerin algılarında farklılık olacağına daima inanmışımdır), seyirciyi tahrik etmeye yönelik harekette bulunan yada hakeme itiraz eden sanki sürekli bizmişiz gibi oyuncularımızın hakem tarafından azarlanmalarından dolayı duyduğum sıkıntı (elalem hakemi itin bir yerlerine de soksa sözü edilmiyor, canına yandığımının kapitalist düzeni diyelim), Ernst’in insanüstü eforu ile yoğurduğu iş disiplini, TSL’nin en çok korner kullanıpta bir şey elde edemeyen büyük fenomeni haline gelmemiz, Levent Erdoğan’ın başkanı ve teknik direktörü istifaya davet etmesi, milyonlarca euro harcayarak geçen seneki kadrosunun üstüne ilave yapılmışken ve teknik direktörünüde değiştirmeden bir önceki sezonun şampiyon takımının puan cetvelinde 6 haftada 11. sırada yer almasının tuhaflığı ve son olarak da Bobo, Nobre, Nihat, Tabata, Yusuf, Serdar Özkan,Tello, Batuhan, Holosko gibi skoru her an değiştirme kabiliyeti yüksek olan futbolculara sahip bir takımın 5 maçtır tek gol atamamış olmasının artık bana lanetli bir durummuş gibi gelmeye başlaması (ki haftaya 3 gollü bir galibiyet bizi bekliyor sanki) Hakkımızda hayırlısı ve bayramınız kutlu olsun. (Fotoğraflar için kaynak: Bjk.com ve Htspor)
MAÇ DETAYI
Stat: BJK İnönü
Hakemler: Bünyamin Gezer, Erhan Sönmez, Ekrem Kan Mustafa Kamil Abitoğlu (4. Hakem)
Beşiktaş: Hakan Arıkan, İbrahim Kaş, Sivok, Ferrari, Ekrem Dağ, Serdar Özkan (Dk. 55 Nihat Kahveci), Ernst, Tabata (Dk. 55 Fink) , Nobre, Tello (Dk. 80 Yusuf), Bobo
Yedekler: Rüştü, Rıdvan, İbrahim Üzülmez, Fink, Yusuf, Nihat, Holosko
Teknik Direktör: Mustafa Denizli
Kayserispor: Souleymanou, Durmuş Bayram, Aydın, Ali Turan, Toledo, Saidou, Mehmet Eren, Furkan, Olembe, Cangele, Makukula
Yedekler: Yusuf, Savaş, Serdar, Ömer Hasan, Troisi, Gökhan Emreciksin, Bilal Aziz
Teknik Direktör: Tolunay Kafkas
Gol: Makukula (Dk. 55)
Sarı Kartlar: İbrahim Kaş (Dk. 27), Makakula (Dk. 59), Ernst (Dk. 90), Olembe (Dk. 90)