Aylardır konuşulan seçimin ardından oynanan ilk maç. Tekrar başkanlığı kazanan Demirören İnönü'de yok. Çocuklarının yarı yıl tatili, Yönetim Kurulu'nun ilk maçta tribündeki yerlerini almasından daha önemli anlaşılan. Elbette bu bir tercihtir ancak kim olursa olsun, başkanın ilk maçını tribünden seyretmesini beklerdim. Söz seçimden ve Demirören'den açılmışken; hafta içerisinde 15. dakikada stadı terk etme yada alternatif bir protesto üzerine derin tartışmalar yaşandı. 15. dakikayı bekledim fakat hiçbir şey olmadı. Hatta beklediğimden fazla bir seyirci vardı tribünlerde. "Yıldırım Demirören Yeter" protestolarını duydum zaman zaman. Çok fazla uzatmadan şunu söylemeliyim: ya dikkat çekici ve amaca yönelik bir protesto tarzı ve söylemi belirlenmeli yada bu artık anlamını yitirmeye başlayan "yeter" sloganından uzak durulmalı.Oynanan oyuna bakalım birazda: Ankaraspor maçını saymazsak, Antalyaspor, Kasımpaşa, Trabzonspor ve Bursaspor maçlarında 2 gol atmışız, Fenerbahçe'ye 3 ve son olarak da Gençlerbirliği'ne 4 gol atmışız. Kabaca bugüne dek oynanan 18 lig maçının çoğunda ya gol sevinci yaşayamamışız yada 1 golü ancak bulabilmişiz. Bununla birlikte gol atan oyunculara baktığımızda, Bobo'nun 8 golü, Holosko ve Tabata'nın 2'şer golü, Nihat, Tello ve Nobre'nin ise 1'er golü bulunmakta. Yani yine Ankaraspor maçını hesabın dışında tutarsak, atılan gollerin üçte birini dafansif özelliklere sahip oyuncular atmış. Toplamda ise kazanılan 7 puan (İstanbul BB, Eskişehirspor ve Ankaragücü maçları) defans oyuncularının attığı gollerle elde edilmiş. Puan tablosuna baktığımızda durum daha da iç karartıcı: 16. sırada bulunan Sivasspor'un attığı gol sayısı 23, Beşiktaş'ın ise 22. Peki son on yıllık gol ortalamamıza bakalım: 2006 - 07 sezonunu hariç tutarsak (43 gol), 63,125 gibi bir ortalamaya sahibiz. Ligin ortasına gelmiş Beşiktaş'ın şu ana dek attığı gol 22. Bu grafik böyle devam ederse lig sonunda ulaşabileceğimiz maksimum gol sayısı 50 civarında olacak gibi görünüyor. Bu matematiğin ve rakamların anlamı şudur benim nazarımda: gol atmayı beceremiyoruz bu sezon. İnanılmaz sıkıcı ve üretkenlikten uzak oynuyoruz. Skor tabelasını değiştirme becerisine sahip oyuncularımızın performansı gerçekten berbat. Denizli'nin sahada uygulattığı taktik anlayış heyecandan ve golden uzak. Rakip ceza sahasının çevresinde büyük bir U harfi yaratarak atak organize etmeye çabalıyoruz. Sağdan sola, soldan sağa, al gülüm ver gülüm bir oyun anlayışı. Bunu rakip defansın kucağında sıkışıp kalan tek forvetli sisteme de bağlayabiliriz, oyun kurucuların kreyatif yeteneklerinin sınırlı olmasına yada yeteneklerini yeteri kadar sahaya yansıtamamalarına da bağlayabiliriz. He ne olursa olsun, Beşiktaş set hücumunda zorlanıyor, bu açık. Peki kontra-atak açısından durumumuz ne? Çoğunlukla maçı anlatan spikerler "Beşiktaş hızlı hücum şansı buldu" gibisinden bir cümle kurduklarından birkaç saniye sonra topu kaybediyoruz. Bu sezonu böylesine karamsar tabloya sürükleyen durum aslında budur. Beşiktaş'ın gol atamamasına değil, atabiliyor olmasına şaşırıyorum ben. Hatta klişe bir örnekle bu vahim tabloyu açıklamaya çalışayım: çalıştığım şirketten bir 11 sahaya sürsek, Beşiktaş'tan gol yemeden uzun dakikalar boyunca mücadele edebilirler. Bu, şaşırılacak bir durum da olmaz. Evet, bunları 4 - 1 biten bir karşılaşmanın sonrasında yazıyorum. Son dakikalarda "üretkenliğin zorunluluğu" bilincine varan, didişmeye ve boğuşmaya başlayan, futbolun klasik hücum gerçekleri olan kanat bindirmelerini - verkaçları - derinlemesine pasları hatırlayan oyuncularımız, geride bıraktıkları yaklaşık 80 dakikanın boşluğuna anlam katmaya çalıştılar. Eğer değişimin yaşandığı son 10 dakika olmasaydı, geçmiş pek çok maçta olduğu gibi maç büyük ihtimalle 1 - 1'e saplanıp kalacaktı.
Yazının başında da belirttiğim gibi, defanstan gelen sürpriz (!) golcü Sivok'un sayesinde kazandığımız gol ve hemen peşi sıra 35. dakikada İlhan'ın agresifleşerek sahayı gerdiği andan itibaren bir 10 dakika tatmin edici bir oyun izledik. İkinci devre "yine mi ya?" derken Tayfur'un isabetli oyuncu değişiklikleriyle 60'lardan itibaren maçın lehimize döneceği sinyallerini almaya başladık. Holosko ve Yusuf'un oyuna girişine kadar geçen yaklaşık 60 dakikada, Beşiktaş, saniyeler öncesinden kestirilebilen ve tehlikesiz paslaşmalarla hücumlarını şekillendiriyordu. Rakip takımı zora sokmayan, sürekli beklenen hareketleri sergileyen, rakibi şaşırtmaktan uzak ve panik yaşamasını sağlamayan oyunun iki önemli sebebi olan Nihat ve Tello oyundan çıkınca Beşiktaş gol atması gerektiğini kavrayabildi. Tello'nun ve Nihat'ın sorumsuz, verimsiz ve hatta zararlı performanslarına artık tahammül gücüm kalmadı. Tribünlerinde kalmamış olacak ki, sıkı biçimde yuhalandılar. Futbol alimlerinden tutunda, sıradan bir futbol severe kadar milyonlarca insan arasından bir Allah'ın kulu çıksında şu Nihat'ın takıma olan katkısını anlatsın ve bende ikna olayım.
Maçın ikinci devresiyle oyunu domine etmeye başlayan Gençlerbirliği, Hurşut'la golü bulduğunda tribünler "bu sevdadan vaz geçersek Allah belamızı versin" tezahüratını yapıyordu. Gol sonrası santra yapılırken de hiçbir şey olmamış gibi aynı tezahürat devam etti. Bazı çalım meraklısı ve takıma bireysel katkısı zayıf kalan futbolcular için söylenen "tribünlere oynuyor" deyimi, artık Kapalı Tribün için söylenebilir sanırım. Fakat Kapalı Tribün, hangi tribüne oynuyor, onu anlayamıyorum. Haberlere, belgesellere konu olmuş, taklit edilmeye çalışılan ve gıpta edilen koskoca Kapalı Tribün'ün artık bence Nihat'tan farkı kalmamış. Takıma katkı sıfır, üstüne bir de zarar söz konusu. Rakibi ve hakemi baskı altına almak, takımı ateşlemek, bu "güzel oyun" un keyfini çıkarmak varken, sırf kişisel tatmin için gösterişe kaymanın lüzumu var mı? Gençlerbirliği ve Thomas Doll, maçın ikinci devresinde puan için herşeyini ortaya koydu açıkçası. Kendi evinde tek forvetle oynayan ve şampiyonluk adayı olan rakibine karşı çift forvetle sahaya çıkmak bile bunun bir göstergesiydi. Hurşut'un golü sonrası Tayfur'un poflarken ekrana geldiği an maçın elektirğini yansıtıyordu. Mustafa Pekdemek çok kaliteli ve tehlikeli bir golcü. Sercan transfer mevzusunda bu kadar revaçtayken, Mustafa'nın adının zikredilmiyor olması ilginç. Bobo'yu yada Nobre'yi gördükten sonra Mustafa için "ah" çekmemek imkansız. Konuyla bağlantılı bir tespitte Orhan için: transfer sezonunda gözleri parıldayan kaptanın, takip ettiğim kadarıyla transfer planlayan yöneticilerin ağzını sulandırmadığını biliyordum, bu maçta da nedenini anladım galiba. Hurşut'un golünden sonra Rüştü kime kızdı anlayamadım. 59. dakikada eliyle yollamaya çalıştığı topu hemen önündeki rakibin sırtına atması tuhaf ve korkutucuydu, iyiki Sivok pozisyonun içerisindeydi de Rüştü'yü kurtardı. Sivok ve Üzülmez'in performansları dikkat çekiciydi. Bununla birlikte Tabata'yı da çok beğendim. Tabata'yla ilgili polemikler her açıldığında, oynadığı ilk maçta annesine edilen küfürler aklıma geliyor. "Biz bu adama ne verdik ki, ne bekliyoruz" düşüncesi alıp götürüyor beni. Dersenizki 8 milyon dolar ne olacak... transfer politikasının saçmalıklarının sorumlusunun Tabata olmadığını söyleyebilirim size... Neyse... Attığı golden sonra Holosko, Tabata'ya şapka çıkartır bir jest yaptı, aynen katılıyorum. Hakem Bünyamin Gezer bence maçı iyi yönetti. Kurdurduğu barajların mesafesinin gerekenden fazla oluşu ve ikinci devre 4 - 5 dakikalık uzatma vermesi gerekirken oyuna 3 dakika ilave etmesi dışında oldukça iyiydi.
Gençlerbirliği gibi sıkı bir ekibe karşı alınan 4 - 1'lik galibiyet elbette çok şık. Ancak eksiklerimizin ve derhal müdehale edilmesi gereken noktalarımızın farkına daha da zaman kaybetmeden varmalıyız. Oyun taktiği, ilk 11 seçimi, tribünün katksı, şampiyonluk için halen bir potansiyelimizin olduğunun bilincinde kenetlenmemiz gerektiği... Bundan sonra hepimize iş düşüyor. Ulaşılamaz bir hedef değil, yeter ki HEP BİRLİKTE isteyelim. Fotoğraflar için kaynak: Htspor
MAÇ DETAYI
Stat: BJK İnönü
Hakem: Bünyamin Gezer, Mustafa Emre Eyisoy, Alper Ulusoy, Serkan Çınar (4. Hakem)
Beşiktaş: Rüştü Reçber, Ekrem Dağ, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman, Sivok, Fink, Ernst, Nihat Kahveci (Dk.63 Yusuf Şimşek), Tabata, Tello (Dk.63 Holosko), Bobo (Dk.88 Nobre).
Yedekler: Ramazan Özcan, İsmail Köybaşı, Yusuf Şimşek, Rıdvan Şimşek, Necip Uysal, Nobre, Holosko.
Teknik Direktör: Mustafa Denizli (Tayfur Havutçu)
Gençlerbirliği: Serdar Kulbilge, Orhan Şam, İlhan Eker, Ivan Radeljic, Aykut Demir, Kerem Şeras, Burhan, Cem Can (Dk.45 Hurşut), Harbuzi (Dk.80 Bilal), Mustafa, Kahe (Dk.67 Sandro)
Yedekler: Ulaş Güler, Bilal Çubukçu, Mahmut Boz, Sandro, Serkan Çalık, Hurşut, Tozo
Teknik Direktör: Thomas Doll
Goller: Sivok (Dk.33), Bobo (Dk.79), Holosko (Dk.81), Tabata (Dk.87)
Hurşut (Dk.52) Gençlerbirliği
Sarı Kartlar: Kerem (Dk.40), Aykut (Dk.59) Gençlerbirliği














































